Medimagazin logo

'Obeziteyi multidisipliner değerlendirme gözardı edilip ameliyat türü ticari ürün gibi pazarlanıyor'

Prof. Dr. Şeref Zileli'yi Anma ve Hacettepe İç Hastalıkları Günü'nde multidisipliner yaklaşım ile obezite ele alındı. Endokrinoloji, kardiyoloji, göğüs hastalıkları, beslenme, spor hekimliği, psikiyatri, ve genel cerrahi alanlarında yapılan sunumlar ile obezite masaya yatırıldı
'Obeziteyi multidisipliner değerlendirme gözardı edilip ameliyat türü ticari ürün gibi pazarlanıyor'
Kaynak: MEDİMAGAZİN
Abone Ol:
Medimagazin google abone ol

Hacettepe Üniversitesinde gerçekleştirilen Prof. Dr. Şeref Zileli'yi Anma ve Hacettepe İç Hastalıkları Günü Prof. Dr. Şeref Zileli'yi konferansı ile başladı. Anma gününe özel olarak verilen asistan ödülleri ile devam edilen programda obezite multidisipline olarak ele alındı. 

Obezite sıklığı, nedenleri ve ilişkili hastalıklar
İç Hastalıkları Ana Bilim Dalından Endokrinoloji ve Metabolizma Bilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Okan Bülent Yıldız obezitenin sıklığı, nedenleri ve ilişkili hastalıkları katılımcılar ile paylaştı. 

Prof. Dr. Yıldız konuşmasında şunlara değindi: 

"Obezite tüm dünyada bir salgın hastalık olarak karşımıza çıkıyor. Küresel hastalık yükü uluslararası araştırma grubu tarafından “New England Journal of Medicine” dergisinde yayınlanan ve 195 ülkenin verilerini kapsayan çalışmanın sonuçları halen dünyada obez sayısının 650 milyonu, toplam fazla kilolu ve obez sayısının ise 2.1 milyarı aştığını gösterdi. 2018 yılında yayınlanan Dünya Sağlık Örgütü raporuna göre Türkiye %32.1 obezite sıklığı ile Avrupa bölgesinde birinci ülke konumunda. Bugün ülkemizde her 3 erişkinden biri obez, biri fazla kilolu ve yalnızca biri normal vücut ağırlığına sahip. Obezitenin genlerimiz ve metabolizmamızın alışık olmadıkları anormal çevreye normal cevabı olduğunu söyleyebiliriz. 1970’lerden beri genlerimizde bir değişiklik yok iken çevremizde önemli değişiklikler var. Otomobil, televizyon, bilgisayar gibi etkenlerle değişen sosyal yaşam ve çalışma şartları ile birlikte azalmış fiziksel aktivite, günlük kalori tüketiminde artış, stres ve duygudurum bozuklukları, azalmış gece uykusu ve hormon bozucular obezite gelişimini kolaylaştırıyor. Son yıllarda insan barsak florasında doğal olarak yer alan mikroplardaki (barsak mikrobiyomu) değişimin de obeziteye katkısı olduğu ortaya çıktı.
Klinikte obezite tanısında en sık kullanılan kriter vücut kitle indeksi (VKİ)’dir. Erişkin bireylerde, kg cinsinden ağırlığı metre cinsinden boyun karesine bölerek elde edilen VKİ’nin 18.5 – 25 arasında olmasını normal, 25-30 arasını fazla kiloluluk, 30’un üzerinde olmasını ise obezite olarak değerlendiriyoruz. Ancak VKİ, vücuttaki yağ miktarının her zaman doğru yansıtmayabilir ve yağ dağılımı hakkında fikir vermez. Obezite birçok hastalığın görülme sıklığı, şiddeti ve ölüm oranlarını artırıyor. Örneğin VKİ’de her 1 kg/m2 artış diyabet riskini yaklaşık %20 artırıyor. Obezite ilişkili hastalıklar arasında diyabet, lipid ve kolesterol bozuklukları, hipertansiyon, koroner kalp hastalıkları, uyku apnesi, bazı kanserler, karaciğer yağlanması, reflu hastalığı, eklem rahatsızlıkları, polikistik over sendromu ve kısırlık sayılabilir." 
Obezite ve kalp
Kardiyoloji Ana Bilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Lale Tokgözoğlu, obeziteye kardiyoloji merceğinden bakarak şu bilgileri aktardı: 

" Ülkemizde obezite giderek artmaktadır. Avrupa sıralamasında kadınlarda obezitede bu yıl ilk sıraya ulaşmış durumdayız. Kilo fazlalığı ve şişmanlık kalp damar hastalıkları için önemli bir risk faktörüdür. Özellikle karın bölgesinde yağların yoğunlaşması, iç organ yağlanması ve kalp damarlarının yağlanmasının bir göstergesi olup önemli bir risk oluşturur. Kilo arttıkça kan basıncı (tansiyon) kan yağları artıp insulin direnci artar. Kalp yetersizliği, ritm bozuklukları hatta ani ölüm riski artar.

Kadında obezite varsa Hipertansiyon riski 5.2 kat artar, diyabet riski 3.9 kat artar,atrial fibrilasyon riski 2 kat artar. Kilo verince kolesterol, kan basıncı, diyabet riski düşer.
İdeal bel çevresi kadında 80 erkekte 94 cm altında olmalıdır. Artan her santim çevre için kan yağları buna paralel artar.Kiloyla artan risk faktörleri kümesine metabolik sendrom adı verilir. Metabolik sendromlu hiçbir şikayeti olmayan hastalarda BT ile tarandığında koroner arter hastalığının yaygınlığı ve prevalansı iki kat fazladır.
Sağlıklı ve düşük kalorili beslenme, egzersiz, alkol tüketmeme gibi önlemlerle kilo verilmesi riski düşürür. Bunun yanısıra risk faktörlerinin tümünün gerekirse ilaç ile tedavisi gerekir." 

Obezite ve akciğer
Göğüs Hastalıkları Ana Bilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Ahmet Uğur Demir, obezitenin göğüs hastalıkları ile temasta olduğu noktaları katılımcılar ile paylaştı. Prof. Dr. Demir konuşmasında şunları kaydetti: 

" Obezite solunum işini zorlaştırmakta, vücudun oksijeni kullanmasında sorun oluşturmaktadır. Uyku sırasında ağırlaşan bu durum uykuda tekrarlayan nefes durmaları, oksijen düşmeleri ve uyku bölünmeleri ile beliren uykuda tıkayıcı tipte apne sendromuna (Obstrüktif Uyku Apne Sendromuna) yol açmaktadır. Obstrüktif Uyku Apne Sendromu gerek çocukluk gerek erişkin dönemde sıkça görülen önemli bir toplum sağlığı sorunudur. Birçok ülkede yapılan araştırmalarda toplumdaki sıklığı %3-5 oranında bulunmuş, obezite ile birlikte bu oranın arttığı gözlenmiştir. Bu hastalık, uykululuk sebebiyle evde, işte ve trafikte kazalara; bölünmüş uyku ve gece vücutta oksijen düşmeleri sebebiyle başta hipertansiyon olmak üzere kalp ve damar hastalıklarına sebep olmaktadır.
Obstrüktif Uyku Apne Sendromunun tanı ve tedavisi ile hastalıkta düzelmeler sağlanabilir, hastalığın olumsuz sonuçları iyileştirilebilir. Ancak obezite ile ilişkili hastalıklardan korunmak için en etkin yol obezitenin beslenme ve egzersizle engellenmesidir." 

Obezite ve ruh sağlığı
Obezitenin psikyatrik hastalıklarla ilişkisine değinen Prof. Dr. Özlem Erden Aki şu bilgileri aktardı: 

"Obezite, fiziksel hastalıklarla olduğu gibi psikiyatrik hastalıklarla ve psikososyal zorluklarla da ilişkili olabilmektedir. Bu ilişki iki yönlü olabilir: Depresyon, anksiyete bozuklukları ve yeme bozuklukları obezitenin gelişmesinde rol oynayabilir, veya obez bireyler, bedenleriyle ilişkili olumsuz düşünceler ve benlik saygısında düşme nedeniyle çeşitli psikiyatrik rahatsızlıkları geliştirmeye yatkın hale gelebilirler. Ayrıca obez bireylerin işyeri, eğitim ve sağlık gibi alanlarda karşılaştıkları ayrımcı ve dışlayıcı yaklaşımlar, bu kişilerin ruhsal sağlığı üzerinde çok olumsuz etkiler yapabilir.

Obezite ile mücadelede, tek tek bireylere yaklaşımın yanısıra, ayrımcılığa karşı müdahaleler ve obezite gelişiminde rol oynayan diğer toplumsal etkenlere de (yoksulluk, sağlıklı besinlere erişim güçlüğü gibi) müdahaleler ön planda yer almalıdır." 
Obezite ve beslenme
Beslenme ve Diyetetik Bölümünden Dr. Öğr. Üyesi Aylin Açıkgöz obeziteye multidisipliner olarak yaklaşılan günde obezite ve beslenme ilişkisini şu sözlerle aktardı: 

" Obezite; genel olarak genetik, metabolik ve çevresel faktörlerle etkileşimde olan ciddi ve kompleks bir hastalıktır. Obezite sıklığındaki artışa paralel olarak, literatürde ve medyada da zayıflama diyeti yaklaşımlarında da artış görülmektedir. Günümüzde 1000’den fazla zayıflama diyeti yaklaşımının olduğu bildirilmiştir. Belirtilen diyet yaklaşımlarının bazıları bilimsel kanıtlara dayansa da, bazıları destekleyici kanıtları olmasa da, bir veya birkaç besin grubunun diyetten çıkarılmasına veya sadece tek bir besinin diyette tüketimine dayanmaktadır. Bilimsel kanıtlardan yoksun bu diyetler moda veya popüler diyetler olarak karşımıza çıkmaktadır. Ne yazık ki ağırlık kaybının sağlanmasında veya sürdürülmesinde her bireye önerilebilecek evrensel olarak kabul gören tek bir diyet yaklaşımı bulunmamaktadır. Bireye yapılacak önerilerde obezitenin derecesi, beslenme alışkanlıkları, yandaş diğer hastalıklar, laboratuvar bulguları vb göz önünde bulundurulması gereken çok sayıda faktör söz konusudur. Aynı zamanda obezitenin diyabet, kardiyovasküler hastalıklar ve kanser vb çok sayıda hastalığın riskini artırıcı bir faktör olduğu da unutulmamalıdır. Örneğin; yapılan çalışmalar ağırlık kaybı amacıyla uygulanacak düşük karbonhidrat ve yüksek protein içerikli diyet yaklaşımlarının yüksek doymuş yağ içerikleri ve yüksek miktarda tüketilen kırmızı et nedeniyle kardiyovasküler hastalıklar ve kanser riskinde artışa neden olabileceğini göstermektedir. Literatürde Akdeniz tipi beslenme tarzı, bireyler tarafından uygulanabilirliğinin daha kolay olması ve alınan sonuçların olumlu ve sürdürülebilir olması nedeniyle öne plana çıksa da, her birey bireysel olarak değerlendirilmeli ve bireye uygun diyet yaklaşımı seçilmelidir." 

Obezite ve egzersiz

Egzersizin obezite üzerine etkilerini katılımcılar ile paylaşan  Prof. Dr. Haydar Demirel şunları kaydetti: 

" Egzersizin kolesterol ve kan basıncını düşürmesi, kalp krizlerini önlemesi, meme ve kolon kanserleri başta olmak üzere çeşitli kanser risklerini azaltması, anksiyete ve depresyonu önleyerek kişinin kendini daha iyi hissetmesi gibi 35 farklı hastalık veya hastalık risk faktörü üzerine olumlu etkisi olduğu bilinmektedir.
Bunlar içerisinde en önemlilerinden birisi de egzersizin metabolizma üzerine etkisidir. Egzersiz
metabolizmayı hızlandırarak daha fazla kalori harcamamıza neden olarak kilo kontrolüne yardımcı olur. Obezite ilgili genetik eğilimi olan bireylerde bile düzenli egzersiz obezite görülmesini yüzde 40 civarında düşürmüştür.
Egzersiz tek başına kilo vermekte yeterli midir?
Egzersizi obezitenin önlenmesi ve tedavisinde sadece kilo kontrolündeki rolü açısından değil
kardiyometabolik risk faktörleri üzerindeki etkileri açısından da ele almak gerekir. Haftada 5 gün, günde 30 dakikalık orta şiddette yapılacak egzersizler kilo alınmasının engellenmesinde ve kronik hastalıkların önlenmesi ile risk faktörlerinin azaltılmasında oldukça önemli rol oynarken, diyet kısıtlaması olmaksızın kilo verilmesinde sınırlı etki gösterirler. Bu nedenle Egzersizin önemli ölçüde bir kilo kaybına yol açması isteniyorsa önerilen egzersiz her seferde 60 dakika civarında yapılan ve haftada toplamda süresi 300 dakikaya ulaşan egzersizlerdir. Diğer yandan morbid obezlerin egzersiz programına başlamadan önce diyet yolu ile vücut ağırlıklarını belirli bir seviyeye düşürmeleri Egzersizin kilo kontrolündeki en önemli etkisi, sadece diyetle verilen kiloya göre çok daha sağlıklı kilo verilmesini sağlaması ve verilen kilonun yeniden kazanılmasını engellemesine ilişkindir. Diyete egzersiz ekleyen morbid obezlerde aynı miktarda kilo kaybı söz konusu olsa da karın çevresi genişliği ve karaciğer yağlanmasında daha ciddi bir azalma görülmüştür. Sonuç olarak,obezite tedavisi mutlaka fiziksel aktivite ve egzersizleri içermelidir.
Aerobik egzersiz mi? Kuvvet Egzersizleri mi?
Kuvvet egzersizlerinin aerobik egzersiz programına eklenmesi vücut kompozisyonunu yağın
azaltılması ve yağsız kütlenin artırılması yönünde değiştirir. Böylece kas kütlesinin arttırılması bir yandan gün içerisinde daha fazla enerji harcanmasını sağlarken diğer yandan insülin direnci ve diyabet gelişiminin engellenmesinde de önemli rol oynar. Bu nedenle aerobik egzersizlere haftada 2 ila 3 gün ana kas gruplarını içeren 8-10 kuvvet egzersiz programını da ilave etmek gerekir." 
Obezitede ilaç tedavisi

Endokrinoloji ve Metabolizma Bilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Okan Bülent Yıldız, obezitede ilaç tedavisinin ayrıntılarını toplantıda şu sözlerle aktardı: 

" İnsan vücudunda enerji dengesi ve iştah, beyin önderliğinde, mide-barsak, karaciğer, yağ ve kas dokularının yer aldığı hormonal ve sinirsel mekanizmalarla çok sıkı bir şekilde kontrol edilir. Bu mekanizmalar, kilo kaybı durumunda kilonun geri kazanılmasını tetiklemektedir. Yaşam tarzı ve davranış değişiklikleri obezite tedavisinin temelini oluşturur. Bu değişikliklerin kilo kaybı ve uzun dönem idamesinde başarısız olduğu durumlarda tedaviye ilaçlar eklenebilir. Bu ilaçlarla sağlanan %5-10 kilo kaybı, obeziteye eşlik eden metabolik riskleri azaltır.
Obezitegelişiminde rol oynayan çok sayıda faktör kişiden kişiye farklılık gösterebileceği için bir ilaç her hastada etki göstermeyebilir. Yeni genetik ve kan belirteçleri yakın gelecekte obez hastalarda ilaç tedavisinin bireyselleştirilmesine olanak sağlayabilir." 
 

Obezite cerrahisi

Genel Cerrahi profesörü Kaya Yorgancı obezite cerrahisine bakışı ve ticarileşen obezite ameliyatlarına vurgu yaparak şunları kaydetti: 

" Halkımız ve sağlık çalışanlarının obeziteye bakış açısı değişmelidir. Morbid obezite, obezitenin biraz fazlası olarak görülmemelidir. Morbid obezite mutlaka tedavi edilmesi gereken, insan sağlığını tehdit eden bir hastalıktır.
Günümüzde morbid obezitenin en etkin, en hızlı ve en kalıcı tedavisi cerrahidir. Ancak ufak bir cerrahi girişimin dahi riskli olduğu bu hasta grubunda hasta seçimi son derece önemlidir. Ameliyat öncesi hastaların değerlendirilmesi ve uygun hastanın seçimi önemlidir ve multidisipliner bir çalışma gerektirir. Bu çalışma grubunda endokrinolog ve cerrah asal öneme sahiptir.
Morbid obezite ve obezite giderek artan bir sorun iken obezite cerrahisi de giderek yaygınlaşmaktadır. Ancak ülkemizde bu yaygınlaşmanın çok sağlıklı olduğunu söylemek güçtür.
Yukarıda değindiğimiz multidisipliner değerlendirme gözardı edilmekte, bu ameliyat türü ticari bir ürün gibi pazarlanmaktadır." 

obezite
kaya yorgancı
şeref zileli
Bu habere ilk yorumu siz yapabilirsiniz...
Yorum Yaz
0/300