49. Ulusal Psikiyatri Kongresi, 24-28 Eylül 2013 tarihleri arasında İzmir’de düzenlendi. “Sınıflandırmalardan Tedaviye, Yeni Yaklaşımlar Yeni Ufuklar” başlığıyla, Türkiye’de alanında düzenlenen bu en kapsamlı kongrede, Türkiye Psikiyatri Derneği Ruh Sağlığı ve Medya Çalışma Birimi Koordinatörü Doç. Dr. Burhanettin Kaya, psikiyatri alanındaki hekimlerin mecburi hizmet döneminde yaşadıkları çalışma şartlarından kaynaklanan sıkıntılarından, genel olarak da mevcut sağlık sisteminin hekimler ve psikiyatri uzmanları üzerindeki olumsuz etkisinden ve çözüm önerilerinden söz etti.
“Psikiyatri hekimleri ciddi iş yükü ve ciddi sorunlarla karşı karşıya”
Doç. Dr. Burhanettin Kaya, alanın çok önemli sıkıntı ve sorunları olduğundan söz ederek, “Arkadaşlarımız alanda hizmet verirken sağlık politikalarına da bağlı olarak ciddi bir iş yükü ile karşı karşıya kalıyorlar. Özellikle Doğu ve Güneydoğu’da çalışan arkadaşlarımız çok fazla ciddi rapor sorunlarıyla -silah raporu, maluliyet raporu gibi- boğuşmak zorunda kalıyorlar. Çünkü günde çok fazla sayıda (80-100 gibi) hastaya bakıyorlar ve bu hastaların büyük bir kısmını bu rapor alacak kişiler oluşturuyor. İki üç dakika gibi çok kısa süreli muayenelerle bu kişilerin malul olup olmadıklarına, rapor alıp alamayacaklarına ya da çok başka adli durumlarda, örneğin; cezai ehliyetlerinin olup olmadığına dair karar vermeleri gerekiyor. Aynı zamanda bu denetimi serbestlikle ilgili muayenelerde de sorun yaşıyorlar. En fazla bu adli ya da hukuksal raporlamalarda güçlük yaşıyorlar.” dedi.
“Hekimler baskı altında”
Doç. Dr. Kaya, bu durumun önemli bir boyutunun da, bölgedeki yerel dinamikler nedeni ile hekimlerin çok ciddi baskı görmeleri olduğunu, örneğin; silah raporunun verilmesi için tehdit edilenler, şiddet görenler olduğunu ya da maluliyet raporlarının verilmesi için siyasiler, bazı nüfuzlu kişiler tarafından hekimlerin etki ve baskı altında kaldıklarını söyledi. Doç. Dr. Kaya, “Bu rapor meselesi en önemli sorunlardan biri. Yine bu sağlık politikaları ile bağlantılı olarak çok yoğun çalışan arkadaşlarımız günde 120-130 hastaya baktıklarını söylüyorlar. Böyle bir durum iki açıdan sıkıntı yaratır: Yeni başlayan bir hekimi hızlı bir tükenmişliğe iter, bir psikiyatristin iyi ve verimli hizmet vermesini, doğru tanı ve tedaviyi vermesini engeller ve özellikle son dönemlerde çok vurguladığımız ilaç dışı yaklaşımları; psikoterapi, rehabilitasyon, bütün psikososyal tedavi yaklaşımlarının uygulanmasını olanaksız hale getirir.” dedi.
“Hekimlerin çoğu dönmek istiyor”
SUT ve BUT ile ilgili olarak ise SUT’ta ücretlendirme ilgili düzenlemelerin; bazı ihtiyaçlara göre değiştiğini, onlarla bağlantılı, sunulan emeğin değerli olmasıyla ilgili sorunlar olduğundan söz eden Doç. Dr. Kaya, hekimlikte umulanın ötesinde, belirsizliklerin fazla olduğu bir iş ortamına doğru gidildiğini, hekimlerin çok yoğun bir belirsizlik yaşadığını, Doğu ve Güneydoğu’daki psikiyatristlerin çoğunun hizmetini bitirip dönmek istediğini, dönenlerin ise daha iyi bir hayat kurma düşüncesi ve umuduyla döndüklerini ifade etti. Doç. Dr. Burhanettin Kaya, “Özellikle Doğu ve Güneydoğu için söylüyorum, bölgede kalan arkadaş sayısı çok az. Bu konuda özellikle oralarda çalışmış ve dönmüş arkadaşlarla konuşulmalı bence. Düğer yandan sayıları az da olsa, oralarda bütün zorluklarına rağmen severek çalışan arkadaşlarımız da var. Bu arkadaşlarımız orada kalmayı yeğliyor.” diyerek, aslında genel bilgilerin haricinde bire bir oralarda çalışmış hekimlerle konuşulması gerektiğini söyledi.
“Hekimin algılanış biçimiyle şiddet artırılıyor”
Hekime uygulanan şiddetle ilgili olarak Kaya, “Hekime yönelik şiddet hareketlerinin son yıllardaki artışı korkutucu düzeylerde. Ersin’in öldürülmesiyle beraber buna daha çok dikkat çekilerek, bu işin çığırından çıktığı, olayın insanların öldürülmesine kadar vardığı şu noktada önlem almak yerine, bu durumun özendirici şekilde kullanılarak şiddetin artırıldığını düşünüyorum. dedi.
Kaya, sözlerine, “Sağlık politikaları bağlamında doktorun prestiji düştükçe, uzun yıllardır insanlığa şifa veren bir meslek grubunun önemi giderek azaltıldıkça, performans sistemi içerisinde çalışma barışının bozulduğu bir ortama sokuldukça, onların görüşü alınmadan, yukarıdan onlar hakkında kararlar verildikçe, onlar sistemin oynatılması gereken birer nesnesi imişcesine algılandıkça bu devam eder.” diye devam etti.
Sağlık politikalarının uzantısı olarak uygulanan sağlık hizmetlerinin şiddeti kendiliğinden uygulanır hale getirdiğini, şiddeti üreten mekanizmanın Sağlıkta Dönüşüm olduğunu, bu durumun sadece kişisel faktörlere, güvenlik zaaflarına vs. indirgenemeyeceğini sözlerine ekleyen Doç. Dr. Kaya, “Bir önceki Sağlık Bakanının bu yöndeki bazı açıklamaları da teşvik edici, yani şiddeti uygulamayı mazur gösteren, hekimi suçlu gören tutumu bunu etkileyen faktör olmuştur.” şeklinde konuştu.
“Haberler hekim üzerinden kurgulanıyor”
Medyada çıkan haberleri ve haberlerin veriliş biçimini de eleştiren Doç. Dr. Kaya, medyanın bu konuyu işleyen haberleri, hekimi kötüleyebilecek bir öykü üzerinden kurgulamayı sevdiğini, ancak durumu iyileştirici yönde bir dil kullanmada çok istekli olmadığını ifade etti. Öte yandan, şiddeti artıran faktörler arasında bazı hekimlerin olumsuz tutum ve davranışlarının da olduğunu, ancak bunu hekimlere haksızlık yapmamak adına genellememek gerektiğini, çünkü “çürük elma”ların her meslekte çıkabileceğini söyledi.
“Sağlık politikası gözden geçirilmeli”
Doç. Dr. Burhanettin Kaya, “Ben Türkiye Psikiyatri Derneğinde, şiddeti önlemede ilk kurulu kuranlardan biriyim. Türk Tabipleri Birliği ile ortak çalışıyoruz. Sağlık Bakanlığına çok gittik. Hatta 11 maddeyi, 7 maddeyi gönderirken iş birliğine gittik, bu şiddeti durduralım diye. Ama bu konunun çözülebilmesi için Sağlık Bakanlığının ve siyasi otoritenin gerçekten hassasiyet göstermesi gerekiyor.” diye konuştu.
Bu konuyla ilgili yasal düzenlemelerin yapılması gerektiğini, Yasal anlamda hiçbir şekilde caydırıcılık olmadığını, üstelik şiddet uygulayanların çok kolay bir şekilde yasal boşluklardan yararlanabildiğini, örneğin; para cezasıyla kurtulabildiğini ifade eden Kaya, “Özellikle Ankara Tabip Odası İnsan Hakları Komisyonunda ve TTB’deçalıştığımız, üzerine gidilen davalar var. Bunlar önemli, ama yeterli sayıda değiller. Bu nedenle genel anlamda sağlık politikasının tartışılması ve değiştirilmesi gerekiyor.” dedi.
“Hekimler örselendi, endişe ve tedirginlik sergiliyorlar”
Sağlığı ticarileştiren, bir mala dönüştüren, hastaları müşterileştiren, hekimleri sistem içerisinde sigorta pazarlamacısına, sigorta müfettişine dönüştüren bu sistem sürdüğü sürece şiddetin devam edeceğini, olayı sadece kişisel faktörlere indirgeyerek uygulanan politikayı bunun dışında tutmanın akılcı olmadığını vurgulayan Doç. Dr. Kaya, şiddete maruz kalan hekimler açısından bakıldığında, hekimlerin çok tedirgin, tamamen travmatize durumda olduklarını, örselendiklerini, ruhsal belirtiler sergilediklerini söyledi. Yaptıkları bir çalışmada, depresyon belirtileri ve tükenmişliğin açıkça ortaya konduğunu ifade eden Kaya, “Acil çalışanlarında yüzde 25, yoğun bakımlarda yüzde 15 oranında gördüğümüz bu durum, genel toplumda en fazla yüzde 6. Üstelik bu, süreğenleşmiş bir örselenme; onların çalışmaya olan ilgisini, şevkini ortadan kaldıran, engelleyen ve daha çok iletişim kazasına yol açan. Hekimler mutsuzlar, tedirgin çalışıyorlar hastalarla görüşürken. Şiddet görme endişesi içerisindeler. İşin içine sigorta şirketlerinin de girmesiyle beraber hukuksal bir sorun yaşama endişesi de taşıyorlar.”
“Avukatlara yeni bir alan doğdu”
Bu noktada Kaya, avukatlara da yeni bir alan doğduğunu, yeni bir avukat tiplemesi oluşmaya başladığını, “Doktordan şikâyetlerinizi söyleyin, tazminat alabilirsiniz.” gibi yaklaşımlarla şikâyet mekanizmasının işletilmeye çalışıldığını sözlerine ekleyerek, “Yani biz hekimler, her gün hekime şiddet haberlerini aldıkça mutsuzluğumuz artıyor açıkçası.” dedi.
“Medya şiddeti teşvik ediyor”
Doç. Dr. Kaya, medyanın bu tarz haberleri sunuş şeklinin belirleyici olduğunu, şiddetin nasıl uygulanacağını görsellerle vererek âdeta teşvik ettiğini söyledi. Mobese kayıtlarının sunulmasının buna örnek olduğunu, çünkü doktorun nasıl dövüldüğünün gösterilmesinin şiddeti teşvik ettiğini, çünkü bunu izleyen bir başkasının, aynısını uygulayabildiğini söyledi.
Bu konunun iletişimcilerle tartışılması gerektiğini söyleyen Doç. Dr. Kaya, “Önümüzdeki günlerde bununla ilgili bir çalışma yapacağız. Bazı ciddi sağlık haberlerinin (örneğin; Ersin’in olayı gibi.) medyadaki yansımalarının söylem analizini yapacağız; yani aynı olayı farklı gazetelerin nasıl işlediği, nasıl yansıttığıyla ilgili. Taraf gözetmeden her birine bakarak, farklı siyasal tercihlerle haberin işlenişi arasında fark var mı, inceleyeceğiz. Örneğin; şiddeti uygulayanın milletvekili ya da üst düzey bir bürokratın oğlu olduğu durumlarda bu haber nasıl veriliyor? Ya da sade vatandaşın uyguladığı şiddet haberi nasıl veriliyor?”
Kaya, gazetelerin, medyanın ataerkil bir söylem kullandığını, özellikle kadın cinayeti haberlerini ve diğer şiddet haberlerini özü kollayıcı bir tarzda verdiğini gözlemlediklerini ifade etti. Bu tarz haberlerin bir de sınıf kollayıcı yanı olduğunu, bu haberlerin sınıfsal kategoriler gözetilerek yapıldığını söyledi. Örneğin; bir tinercinin uyguladığı şiddeti haber yaparken gösterilen tutum ve dilin, nüfuzlu x kişisinin oğlunun yaptığı şiddeti haberleştirirken kullandığı dilden çok farklı olduğunu, burada daha ötekileştirici bir dil kullanıldığını ifade etti.
“Müdahil olabileceğimiz, ortak kararlarla ortak bir metni oluşturabileceğimiz çalışmalar yapılmalı”
Şiddetin çözümü için mutlaka Bakanlıkla iş birliği yapılması gerektiğini söyleyen Doç. Dr. Kaya, “İş birliğini Bakanlığın kendisinin talep ettiği, siyasi tercihlerine bakılmaksızın bütün meslek örgütlerinin bilimsel görüşlerinin alınarak bu konuların ortak çalışılması ve o görüşlerin gerçekten uygulamaya geçirilmesi gerektiğini düşünüyorum.”dedi.
Kaya sözlerini, “Biz şunları da yaşadık. Bakanlık bir proje için bizi çağırıyor, görüşlerimizi alıyor, ama bir kelimesini yazmıyor. Hazır bir metni çıkarıyor önümüze, sonra sanki tartışılmış gibi bir izlenim yaratıyor, hiçbir değişiklik yapılmadan arkasına da görüş alındığını belirtiyor, ama çıkan karar tam tersi görüşlerden ibaret oluyor. Müdahil olabileceğimiz, ortak kararlarla ortak bir metni oluşturabileceğimiz çalışmalar yapmak istiyoruz.” diyerek tamamladı.
“Medimagazin zemin hazırlayabilir”
Medimagazin önemli bir sağlık medyası. Her kesim tarafından izlenen, takip edilen, çok zengin ve güçlenmiş bir yapısı var. Dolayısıyla daha nötr durarak, TTB, hangi görüşten olursa olsun dernekler, meslek örgütleri vs. ile bir duruş sergilemesini, en azından iki grubu bir araya getirip tartıştıracak bir zemin hazırlamasını arzu ediyorum.