Medimagazin logo

“Hekimler birlik olmadıkları sürece etkin bir güç olamazlar”

Prof. Dr. Rana Yavuzer Anadolu, hâlihazırda “online” bir dermatoloji akademisini yönetiyor. Diğer taraftan, hekimlerin mesleki hayatlarındaki zorluklarla “birlik” olarak baş edebilecekleri inancını taşıyor.
“Hekimler birlik olmadıkları sürece etkin bir güç olamazlar”
Abone Ol:
Medimagazin google abone ol

Tıbbiyedeki bölünmüşlüklerin unutularak öğrencisinden akademisyenine, tüm doktorların birbirlerine destek olması gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. Anadolu, genç akademisyenlere yönelik olarak da akılda tutulması gerekenlerin altını çiziyor.

Dermatoloji Profesörü Dr. Rana Yavuzer Anadolu ile hekimlerin sıkıntıları üzerine sohbet ederken biraz da kendisini tanımaya çalıştık.

 

Bildiğimiz kadarıyla bir dermatoloji grubunuz var. Sizce etkin toplumsal/mesleki bir örgüt nasıl olmalı? Bununla ilgili neler önerirsiniz?

Bizim internet üzerinden çalışan bir dermatoloji akademimiz var. Dermatoloji uzmanlarından oluşan bin 250 civarında üyesi olan ve yaklaşık iki yıllık bir süre içerisinde kurulup yol almış bir oluşum. Dermatoloji ve Dermatopatoloji Grupları sayesinde, mesleki örgütlenme ve oluşumlarla ilgili deneyim edinme, gözlemlerde bulunma, ihtiyaçları görme fırsatımız oldu. Genel anlamda doktorların, hekimlik mesleğinin çok darda, sıkıntıda olduğu bu dönemde etkin mesleki örgütlenme açısından önemli saptamalar yapma şansı yakaladığımızı düşünüyorum.

 

Peki, hekimlerle ilgili örgütlenmede nelere dikkat edilmeli?

Benim düşüncem şudur; doktorlarla ilgili bir mesleki örgüt olabilir. Mühendislerle ilgili bir mesleki örgüt olabilir. Öğretmenlerle, yazarlarla, sanatçılarla ilgili olabilir, hangi meslek grubu için olursa olsun, bir mesleki örgüt öncelikle siyasi olmamalıdır. Siyaset üstü olmalıdır. Tabii ki sağlık politikaları ve toplum sağlığını ilgilendiren konular hariç. Elbette tıp mesleği ile ilgili bir örgütün bu konularda doğru, gerçekçi ve toplum ihtiyaçlarını, evrensel doğruları kapsayan bir görüş ve düşünüşü, planlama ve hedefleri olacaktır.

 

Bir mesleğin mensupları içerisinde A görüşünden/inanışından insanlar olduğu kadar, B görüşünden de, C görüşünden de insanlar olacaktır. Mesleki örgütlenmelerde eğer siyasi ve inanış bölünmeleri olursa, hangi grup tarafından yönetilirsek yönetilelim, hiçbir şekilde bütün üyelerini bütün meslek mensuplarını kapsayan bir yapı meydana getiremeyiz.  Eğer siyaset yapmayı arzu ediyorsak onun yeri farklıdır. Gidip orada istediğimiz gibi yapalım o siyaseti. Ancak meslek örgütlerinin yönetiminde, amaçlarını belirlemede, bu amaçlara ulaşmada, işbirliği yapılacak kurumlara ulaşmada siyaset dışı, hatta siyaset üstü örgütlenmeye ihtiyaç vardır. Bir meslek örgütü, üyeleri ne olursa olsun, hangi görüşten olursa olsun hepsine aynı yakınlıkta olmalıdır. Hepsini aynı şekilde kapsamalıdır. Ancak o zaman gerçek bir birlik olabilir, birlikten oluşan bir güç meydana gelebilir.

 

Yine bir meslek grubu içerisinde tabii ki birçok alt grup olacaktır. Özel veya devlet hastanesinde çalışanlar, vakıf hastanesinde çalışanlar, akademisyen olanlar, uzmanlık öğrencileri gibi… İşte bütün bu alt grupların da birbirleriyle ilgili görüş, düşünüş ve bakışlarında bir bütünsellik olması lazım. Çünkü burada amaçlanan şey bir güç birliğidir. Meslek gruplarının mensupları hangi alt gruplara ait olurlarsa olsunlar, birbirleriyle birlik beraberlik içerisinde olabilirlerse, bütünleştirici bir bakış açısıyla yaklaşabilirlerse o zaman bir güç birliği meydana gelir.

 

Eğer özelde çalışan devlettekini, akademisyen uzman doktoru hor görür, devlette çalışan özelde çalışanı yerer, muayenehanesi olan olmayana hor bakarsa o zaman bir yere varamayız. Nitekim bir yere de varamadık bugüne kadar. Sürekli olarak “Siz şöyle yaptınız, ben böyle yaptım. Siz bizim sorunlarımızı görmediniz zamanında, şimdi biz de sizin sorunlarınızı görmeyeceğiz…”  şeklinde bir çekişme yaşıyoruz.  Eskiye yönelik olarak meslek grubunun alt gruplarının birbirlerini itip kakması, sen benden iyiydin, ben senden iyiydim… Bütün bunlar bölünmeden başka bir şey getirmez. Güç birliğinin oluşmasını engeller. Hekimlerin tek bir yumruk olarak masaya vurmalarını engeller. Bir lobi oluşturmalarını, etkin bir grup olarak seslerini duyurmalarını engeller.

 

Bakın, ne kadar çok engel var; meslek konumlarının farklı yerlerde olmaları, farklı siyasi, sosyal görüşlerde olmaları… Bütün bu bölünmeler paramparça bir tablo meydana getiriyor. Böyle bir tabloyu da tabii ki hiç kimse ciddiye almaz, hiçbir ağırlığı da olmaz. Her gelen de böyle silindir gibi üstünden geçer.  Sosyal, siyasi, dini inançlarınız, düşünceniz, eğiliminiz, çalışma yeri ve konumunuz ne olursa olsun bütün bunlardan sıyrılabilmeli, sadece, salt bir hekim olmalı ve büyük bir şemsiye altında toplanabilmelisiniz. Aksi takdirde kimse sizi ciddiye almaz. Tıpkı bugün olduğu gibi.

 

Bildiğiniz gibi şu aralar hekimlere yönelik “mobbing” gündemde. “Mobbing” neden bu kadar arttı sizce?

“Mobbing”, bizde sosyal bir yöntem oldu. Eskiden de vardı ama artık adını biliyoruz. Yoksa eskiden yoktu da şimdi oldu gibi bir şey yok. Bu aslında sıkça kullanılan bir sosyal yöntem. Bir kişi bir topluluk içerisinde biraz sivriliyorsa “mobbing”e uğrama olasılığı yüksektir. Özellikle Doğu toplumlarında -biz de bir Doğu toplumuyuz- o sivrilen yeri hemen bir törpüleme ihtiyacı duyarlar. Oysa gelişmiş toplumlarda insanların bireyselleşmelerine, kendilerini gerçekleştirmelerine imkân verilir, hatta bu özendirilir. Çünkü o sivrilen tepelerle ilerler topluluklar, oluşumlar, kurumlar, halklar. Yani ortalama bireyle gelişmez, ilerlemez. Bizde ise her sivrilenin tepesine vurulur. İşte bu “mobbing”dir. O sana selam vermez, beriki seni görünce kafasını çevirir, üçü beşi bir araya gelir ve işlerini yapacakları yerde ve zamanda, seni beni çekiştirir. Popülarite yarışmasında mıyız mesleki ortamlarda? Altın günü falan mı yapıyoruz? Sevilip, sevilmemenin, iyi olup olmamanın gerçek kriteri nedir?  Herhalde mesleğini iyi bilmek ve iyi yapmaktır. Giyim kuşama göre, başkalarının komplekslerine, eksikliklerine göre sevilip sevilmeme kriteri olabilir mi? Böyle bir şey olamaz. Bu yanlış değerlendirmeler, bir toplumun az gelişmişlik düzeyiyle ilgilidir.   

 

Bir akademisyen bu ortamda nasıl hareket etmelidir? Sizce iyi bir akademisyen nelere dikkat etmeli?

İyi bir akademisyen, iyi bir hekim alçakgönüllü olmak zorundadır. Çünkü dolu başak eğilir. Akademisyen, adı üstünde akademi içerisinde yer alacak, bilim yapacak, öğretecek, yol gösterecek. Bütün bunlar için çok donanımlı olması gerekiyor. Sürekli donanımını arttırması gerekiyor. Ama aynı zamanda bu donandığı şeyleri topluma ve meslektaşlarına verebilmek için de olabildiğince verici ve alçak gönüllü olması gerekiyor. Bu, bugünün özellikle de genç akademisyenlerinde eksik gördüğüm bir nokta. Akademik ölçüt ve yükseltmeler bizde, dünya ölçütlerinden farklı şekillerde edinildiği için belki de.

 

“Hamdım, piştim, yandım.” Akademisyen olmak için yanmak lazımdır. Hekim de, aynı şekilde halka hem hizmet verecektir hem hastasını, toplumunu geliştirmek için çaba harcayacaktır. Toplumun gelişmesinde bunlar son derece önemlidir. Dolayısıyla hekimin ham olma hakkı yoktur. Kendini halktan daha yukarıda görme hakkı da yoktur. Bir hekim insan sevgisi taşımalı ve tabii ki fedakâr olmalıdır. Hekim karşılık beklemeden birtakım özverilerde bulunmalıdır. Bu özelliklerin tamamı Türk hekimlerinde fazlasıyla vardır zaten.

 

Anladığımız kadarıyla, Türkiye’deki sağlık ortamını pek olumlu bulmuyorsunuz. Sizce, sağlık ortamının düzelmesi için devlete düşen görev nedir? Bununla ilgili neler önerebilirsiniz?

Önerilerimizi; karar verici/yöneticilere ve kendi meslek mensuplarımıza yapmamız lazım. Bütün bu olumsuz koşullara tabi olan, bu koşullarda un gibi öğütülen hekimlere umutsuz olmamalarını, birbirlerine destek olmalarını, dayanışma içerisinde daha aktif, birleştirici mesleki yapılar içerisinde yer almak için her türlü önyargı ve geçmiş olumsuz deneyimlerinden arınarak bir olma önerisinde bulunuyorum. Umutsuz olmamak, aksine birlik olmak gerekiyor. Birlikten güç doğacaktır. Bu oluştuğu zaman karar verici zaten bizi dikkate almak zorunda kalacaktır. Çünkü başka şansı kalmayacaktır; dinlemeye, dikkate almaya mecbur olacaktır. Ama biz bugün fragmante olduğumuz, bölünmüş ve parçalanmış olduğumuz için ne yapılırsa yapılsın, edilgen bir şekilde buna tabi oluyoruz. Bu güç birliğini oluşturduğumuz gün, karşımızdaki karar verici kendisine çekidüzen vermek zorunda kalacaktır.

 

Yurt dışı mesleki deneyiminiz var mı?

Yurt dışında birçok yerde bu işi yaptım. Dünyanın çeşitli yerlerinde hem okudum hem çalıştım. En uzun Amerika Birleşik Devletleri (ABD)’nde kaldım. ABD’deki çeşitli kurumlarda afiliye olarak çalıştım ve çalışıyorum. Yurt dışında, gelişmiş ülkelerde çalışmanın çok keyifli çok kolay ve güzel tarafları var. Ama kendi halkıma kendi dilimde hizmet vermekten çok büyük mutluluk duyuyorum. Hiçbir şeyle de değişmem. Tercihimi de bu yönde kullandım ve buradayım. Kendi memleketimdeyim, doğup büyüdüğüm şehirdeyim. Bundan da çok büyük bir mutluluk duyuyorum.

Tıp dışındaki uğraşlarınız neler?

Tıp dışında bir sürü uğraşım var. Bir kız annesiyim, kızım şu an yurt dışında nöro-genetik konusunda çalışıyor.  O da bir araştırmacı; hekimlikten ziyade mesleğin araştırma yönüne eğilmeyi tercih etti. Bundan dolayı da çok mutluyuz. Arada mesafeler var, ama mutluyuz. O da kendi yaşam çizgisinde yürüyor.

Temel olarak yazınla çok uğraşıyorum. Hem düz yazı hem şiir… Gezi yazıları, denemeler ve günlük gazetelere sosyo-politik konularda makaleler yazıyorum. Basılmış kitabım yok ama bir kitabı dolduracak kadar denemem oldu sanırım. Yüz civarında şiirim var.

Bu keyifli sohbet için teşekkür ederiz.

prof. dr. rana yavuzer anadolu
Yorum (17)
ss
daha nasıl etkin güç olacaklar, kamuoyunda tam gün yasası olarak bilinen yasanın hayata geçirilmesini bir şekilde engellediler. Az başarı mı?
0
Cevapla
Mücahit Altuntaş
Sayın Prof. Dr. Rana Yavuzer Anadolu teşekürler.İki başlığı izniyle tekrarlıyorum. "Eğer özelde çalışan devlettekini, akademisyen uzman doktoru hor görür, devlette çalışan özelde çalışanı yerer, muayenehanesi olan olmayana hor bakarsa o zaman bir yere varamayız. Nitekim bir yere de varamadık bugüne kadar. Sürekli olarak “Siz şöyle yaptınız, ben böyle yaptım. Siz bizim sorunlarımızı görmediniz zamanında, şimdi biz de sizin sorunlarınızı görmeyeceğiz…” şeklinde bir çekişme yaşıyoruz. Eskiye yönelik olarak meslek grubunun alt gruplarının birbirlerini itip kakması, sen benden iyiydin, ben senden iyiydim… Bütün bunlar bölünmeden başka bir şey getirmez. Güç birliğinin oluşmasını engeller. Hekimlerin tek bir yumruk olarak masaya vurmalarını engeller. Bir lobi oluşturmalarını, etkin bir grup olarak seslerini duyurmalarını engeller." "Bakın, ne kadar çok engel var; meslek konumlarının farklı yerlerde olmaları, farklı siyasi, sosyal görüşlerde olmaları… Bütün bu bölünmeler paramparça bir tablo meydana getiriyor. Böyle bir tabloyu da tabii ki hiç kimse ciddiye almaz, hiçbir ağırlığı da olmaz. Her gelen de böyle silindir gibi üstünden geçer. Sosyal, siyasi, dini inançlarınız, düşünceniz, eğiliminiz, çalışma yeri ve konumunuz ne olursa olsun bütün bunlardan sıyrılabilmeli, sadece, salt bir hekim olmalı ve büyük bir şemsiye altında toplanabilmelisiniz. Aksi takdirde kimse sizi ciddiye almaz. Tıpkı bugün olduğu gibi." Hekimlerin siyasal düşünceleri olabilir.Olacaktır.Ucuz bir siyaset yapıyorsun söylemi olmamalı.Aksine kutuplaşma yada tekleşme ,dominnat olmak gibi sorunlarda olmamalı. Farklılıklar , farklı düşünceler olabilmeli.Bu durum elbette bir kültür sorunudur.Ülkemiz için sancılı alt katman , tarihsel , yapısal , ekonomik sorunları barındırıyor.Ama yaşadığımız sorunların hatırına , iş yükünün hatırına , artan sağlık maliyetleri ve sonu gelmez personel yetmezliği hatırına bazı ortak noktalar yakalanabilmeli. Ama ana eksenlerde "hangi sürede muayne" , "azami günce kaç hasta" , "sağlık sistemnin kendi içinde haberlemesi ve oryantasyonu" , "sevk sistemi" , "sağlıkta bütünsel yaklaşım" gibi konularda kendi aralarında genel birlik oluşturulması , iş yüklerinin ve nitelikli yaklaşım değerlerinin artırılması yönünde sağlık politikalarında söz sahibi olabilmeli. Kendi aralarında katılımcı bir birlik oluşturulmasının yolları umutsuzluğa kapılmadan oluşturulabilmeli.
0
Cevapla
aydin sinal
nicin"yurt disinda calistinizmi,veya calismaya devam etmeyip türkiyeye döndünüz?"sorusuna burada oldugu gibi klasik cevap verilir.Nicin"imtihani kazanamadim,oturma,calisma izni alamadim,maddi imkanlar olmadi,ailevi nedenler v.s."gibi gercekci yanitlar verilmez.Benim 40 yillik Almanya tecrübemde buraya gelen tip,ögretmen,mühendis,bankaci,konsolosluk,din adami,ögrenci.....say sayabildigin kadar hepsi ama hepsi almanyada kalmak ve calismak icin can attilar,istemeye-istemeye Türkiyeye döndüler veya dönüyorlar.Misal Prof.Rana yavuzer anladigim kadar dermotoloji ihtisasi yapmis,imkan olsaydi Frankfurta acacagi dermotoloji muayenehanesi,birazda kozmetik cerrahi ile yilda 300 bin euro kazanc getirse,cocuklari ilk okul birden itibaren iki yabanci lisan ögrenip istedikleri üniversitede bedava tahsil imkanini olsaydi yinede Türkiye hasretiyle herseyi birakip Türkiyeye dönermiydi?Biraz gercekci olalim,hissi yaklasimlar eski yesilcam filmlerinde kaldi..Hatirladigim kadar Rana hanimin annesi(bir yorumcu yazdi) benim talebeligimde tip fakültesinden fizyoloji kürsüsünde direktör (i..)Mehmet hocanin bas asistani uzmandi docentlige hazirlaniyor ve hamileydi yil 1968- 1970 arasi idi,cok,cok hürmete layik kibar bir ankara kiziydi ve cok sevilirdi,rana hanimda görünüs ve ilmi kariyer bakimindan tipki annesi desek yanilmayiz.Yorumun basindaki elestrim kendilerine degil genel olarak yazdim,alinmasinlar.Selamlar.
0
Cevapla
Bayburtlu Zihni
Cildiye Uzmanı olsam ben de ata da biner kılıçta kuşanır ördek çobanlığı da yaparım.Fantazi olsun diye de hekim haklarıyla ilgili beyanat verirdim.Bir Kadın doğumcunun bir dahiliyecinin bir genel cerrahın da yaptığı işin onda birini yapar ondan da fazla kazancım olurdu.Ne keyif.
0
Cevapla
Rana Anadolu
Bayburtlu arkadaşa yanıtımdır: Kıymetli meslektaşım ,keşke sizde dermatolog olup mesleğin keyfini çatsaydınız. Tüm tıp branşları ister temel tıp, ister cerrahi , isterse de dahiliye olsun aynı kıymettedir. Tıpkı tüm mesleklerin iyi yapıldığında en şerefli olduğu gibi. Size kaşıntısız günler dilerim. Saygılarımla. İmza: Ördek çobanı mutlu bir dermatolog.
0
Cevapla
Yorum Yaz
0/300

Bu haberler de ilginizi çekebilir