Medimagazin logo

Kanserle savaşta politikasız bir başarı olamaz

Türk Kanser Araştırma ve Savaş Kurumu Derneği Başkanı Tezer Kutluk, kanserle savaşta politikasız bir başarı olamayacağını vurguladı. Kutluk, “Ahmet’in, Mehmet’in dört duvar arasında sadece ilaç alıp vermesi ile tek tek insanların hayatını kurtarabiliriz ama dünyayı kanserden kurtaramayız.” dedi.
Kanserle savaşta politikasız bir başarı olamaz
Abone Ol:
Medimagazin google abone ol

ANKARA-6. Ulusal Kanserli Hastalar Kongresi Ankara’da başladı. Kongrede, Türk Kanser Araştırma ve Savaş Kurumu Derneği Başkanı Tezer Kutluk, Uluslararası Kanser Kontrol Örgütü (UICC) Genel Müdürü Cary Adams bir basın toplantısı düzenledi.


Türk Kanser Araştırma ve Savaş Kurumu Derneği Başkanı Tezer Kutluk, Cenevre’deki Dünya Kanser Örgütü’nün, Uluslararası Diyabet Federasyonu, Uluslararası Solunum Hastalıkları ve Tüberküloz Derneği ile Dünya Kalp Federasyonu’nun bir ittifak ve işbirliği içine girdiğini söyledi.


Kutluk, “Bu 4 disiplinin kapsama alanı, insanların yüzde 60’ını öldüren hastalıklar şeker hastalığı, kalp hastalıkları, solunum hastalıkları ve kanser.” dedi. Kutluk, bu dört hastalığın nedenlerinin ise şişmanlık, hareketsizlik, tütün/alkol kullanımı ile yanlış beslenme olduğunu söyledi. Geçen yıl Mayıs ayındaki BM zirvesinde bu dört hastalığa karşı savaşta tüm dünyanın önemli rol alması gerektiği konusunda bir karar alındığını hatırlatan Kutluk, “Eylül 2011’de New York’ta bir zirve var. Bu zirveye bütün devlet başkanları, sağlık bakanları davetli. O nedenle biz buradan hükümetimize çağrıda bulunuyoruz; tütünde yakaladığınız başarıyı burada da gösteriniz.” diye konuştu. Kutluk, bulaşıcı olmayan hastalıklarla mücadelede hükümetin desteğini de beklediklerini vurguladı. Kanserde ‘çıtanın yükseldiğini’ söyleyen Kutluk, şöyle devam etti:


“Bugüne kadar bir şeyler yaptık. Bugüne kadar çalışmalarımızda çok yol alındı ama gidilecek daha çok yol var. Çıtayı yükseltmemiz gerekiyor. Uluslararası örgütler çıtayı alıp çok daha yukarı bir yere koyuyorlar, politik olarak aksiyon gösteriyorlar. O nedenle önümüzdeki aylarda, yıllarda bir çok farklı tartışma ve ortamın içinde kendimizi bulabiliriz.”

Kanserle savaşta politikasız bir başarı olamayacağını vurgulayan Kutluk, “Ahmet’in Mehmet’in dört duvar arasında sadece ilaç alıp vermesi ile tek tek insanların hayatını kurtarabiliriz ama dünyayı kanserden kurtaramayız.” dedi. Kutluk, hedefin kanseri tarihin derinliklerine gömmek olduğunu söyledi.

Basın toplantısında ‘bildirge’ ve ‘ittifak’ gibi sözcükler kullanıldığına dikkat çeken Kutluk, “Biz yıllardan beri kanser savaş diyoruz ama savaş, savaş değildi. Şimdi savaş başlıyor. Kansere karşı savaşı başlatmış bulunuyoruz.” ifadesini kullandı.


Uluslararası Kanser Savaş Örgütü (UICC) Genel Müdürü Cary Adams, örgütün kanserle mücadelede önemli bir yeri olduğunu söyledi. 2011’in kanserle mücadelede önemli bir yıl olacağını belirten Adams, bu noktada New York’ta Eylül ayında yapılacak toplantıya dikkat çekti. Rusya’da da bir toplantı yapılacağını ifade eden Adams, her iki toplantıda da kanser ve diğer bulaşıcı olmayan hastalıkların tartışılarak kararlar alınacağını aktardı.


Türk Kanser Araştırma ve Savaş Kurumu Derneği Genel Sekreteri Şuayip Yalçın ise kanser, tüberküloz, solunum yolu hastalıkları ve şekerin önlenebilir hastalıkları olduğunu dile getirdi. Yalçın, bu hastalıklardan herhangi birinden korunma yöntemlerinin diğerlerini de olumlu olarak etkilediğini vurguladı.

kanserle
savaşta
politikasız
bir
başarı
olamaz
Yorum (1)
ky
Bu akıl oyununda işimiz zor. Sağlıksız çevre ve yediğimiz, içtiğimiz, soluduğumuz zehirler nedeniyle kanser giderek artıyor. Ciddi önlemler acilen alınmazsa önümüzdeki yıllarda kanser patlama yapacak. Toplum, hastalıklar içinde kıvranırken ömrünü hastane kuyruklarında tüketecek. Merak etmeyin dünyanın en modern teşhis ve tedavi cihazları ve kanser ilaçları emrinizde. Hastanelere alınması teşvik edilen 3 milyon dolarlık Da Vinci robotuyla ameliyat çocuk oyuncağı imiş. Ameliyat olmaktan artık korkmayın(!) Medya her gün bunların reklamını yapıyor. Zavallı toplum ise kendini zehirleyen gıda maddelerini öğrenmek hakkından bile yoksun. Mahkemeye verir ve kazanabilirseniz sizi zehirleyen maddeleri ancak o zaman öğrenebileceksiniz o da başkasına söylememek şartıyla. Yoksa hapsi boylarsınız. halkı zehirleyenler elini kolunu sallayarak gezerken bunları açıklayanlar hapislerde çürüyecek. İşte geldiğimiz yer burası! Derelere akıtılan zehirler, içme suyumuza karışan kanalizasyon suları, yemyeşil çevreye atılan, toprağa gömülen binlerce varil içindeki kimyasal atıklar, filtresiz bacalardan üstümüze çöken zehirli dumanlar, devasa gemilerle ülkemize sokulan milyonlarca ton radyasyonlu hurdalar... Dünyanın çöplüğü oluyoruz. Her türlü kimyasal zehir, tarım ilacı ve kanalizasyonun karıştığı dereler ve nehirler ölüm saçıyor. Kirlenmeyi önlemek yerine kirlendikten sonra arıtmak ne anlama geliyor? Avrupa ve Rusya’nın ihtiyacını karşılaması için cennet vatanımıza kaydırılan çimento ve diğer çevre canavarları oksijenin önemli bölümünü tüketir çevreyi kirletirken, bizim insanımızın sağlık ve hayatını tehlikeye atıyor. Bizim oksijenimiz tükenecek, bizim çevremiz kirlenecek ve bu sağlıksız çevrede bizim insanımız hasta olacak, kimin umurunda? Sağlıklı bir çevrede yaşama, insan hakkı yani kul hakkı. Bu hakkı gasbedenenler de, seyredenler de kul hakkı yeme suçuna bilerek iştirak ediyorlar. Kirli hava ve kirlenmiş çevrenin yol açtığı hastalıklarla sürünür, aldığımız parayı ilaç ve hastalıklara harcarken, çimento ve demir ihraç ediyoruz diye seviniyoruz. Bunları ihraç etmeyi Avrupa Birliği bilmiyor mu? Kirlilik ve zararlar bizim ülkemizde kalacak, Avrupalı’da bizden ithal edip tertemiz kullanacak. Bizler boğaz tokluğuna asgari ücretle iş bulduk diye sevinirken, ilaçtan teknolojiye milyarlarca dolar kimin cebine akacak ? Akıl oyunu böyle oynanıyor. Batı ülkelerinin yaptığı gibi hastalık üreten bataklığı kurutmak yerine çevre kirliliği yoluyla sağlık sorunlarına yol açtığı için ülkemize kaydırılan kirli sanayiyi gelişme zannediyoruz. Yaratılan istihdam ve kazanç, yol açtığı hastalıkların ilaç parası bile değil. Marmara gibi 30 milyon insanın yaşadığı insandan yoğun bir bölgede dünyanın kirli sanayisinin yol geçen hanı oluyoruz. Milyonlarca ton sanayi atığını doğaya zararsız hale getirecek yeterli tesis olmadan bu felakete nasıl izin veriliyor ve neden göz yumuluyor? Cennet vatanımız cehenneme çevrilirken, hastalıkların patlama yapması ve her yeri kaplayan hastane zincirleri… iyi kurgulanmış bir akıl oyunu. Marmara gibi insandan yoğun bir bölgeye Avrupa’nın en kirli sanayisi kaydırılır ve bir çevre felaketi yaşanırken sessiz ve çaresiz kalıyoruz. Brezilya'ya çimento ihraç ediyoruz masalıyla toplum uyutuluyor. Brezilya çimento üretmeyi bilmiyor mu? Dünyanın öbür ucuna mazot tüketmenin mantığı ne? Canlarımız para hırsının kurbanı Sadece havamız, toprağımız değil suyumuz da kirleniyor. Temiz çevremiz kirlendikten sonra temizleyecek paramız, göç edecek yerimiz yok. Bu çevre canavarlarını baştan engellemek veya insansız bölgelere kaydırmak mümkün değil mi? İşsizliğin çaresi sağlık ve hayatımız karşılığında boğaz tokluğuna çalışılan kirli iş alanları olmamalı. Neredeyse sağlam insan kalmadı. Ciğerimize çektiğimiz hava, yediğimiz içtiğimiz her şey sağlığa zararlı partikül ve kimyasal zehir içeriyor. Bilimsel raporları okuyan yok mu? Cennet vatanımızı hastalık üreten bataklığa çevirenlere karşı bizi kim koruyacak? Nerede bilim adamları ve aydınlar? Önce hasta eden ve sonra da tedavi için süründüren kötü kaderimiz ne zaman değişecek? http://www.kemalyesilcimen.com/haber.php?haber_id=52
0
Cevapla
Yorum Yaz
0/300

Bu haberler de ilginizi çekebilir