Medimagazin logo

7 kişiden biri kronik böbrek hastası

‘Dünya Böbrek Günü’ ve ‘Tuza Dikkat Haftası’ sebebiyle açıklama yapan Türk Nefroloji Derneği Genel Sekreteri Prof. Dr. Kenan Ateş ve Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Bülent Altun konuyla ilgili önemli açıklamalarda bulundu.
7 kişiden biri kronik böbrek hastası
Abone Ol:
Medimagazin google abone ol

ANKARA-Türk Nefroloji Derneği Genel Sekreteri Prof. Dr. Kenan Ateş, yaptığı açıklamada böbrek hastalığının sadece Türkiye’nin değil, tüm dünyanın sorunu olduğunu ifade etti.

 Yakın döneme kadar böbrek nakli yapılanların ya da diyalize giden hastaların böbrek hastası olarak algılandığını belirten Prof. Dr. Ateş , “ Tüm dünyada özellikle son 30-40 yıl içerisinde yoğunlaşan araştırmalar kronik böbrek hastalığını buz dağına benzettiğimizde buz dağının çok büyük kısmının suyun altında olduğunu gösterdi. Kabaca her 10 erişkinden birinde çeşitli evrelerde böbrek hastalığı olduğunu gösteriyor. Yani şu an, dünyada 500 milyondan fazla böbrek hastası var. Türkiye’de durum daha ciddi. 2006-2008 yılları arasında yaptığımız 10 bin 750 erişkini kapsayan çalışmada, kronik böbrek hastalığı sıklığı 15,7 olarak saptandı.” dedi.

Ateş, o zaman ki erişkin nüfusa göre bir genelleme yapıldığında Türkiye’de 7 milyon 300 bin kronik böbrek hastası olduğunu, bunların yaklaşık 2 milyon 400 bininde ise böbrek yetmezliğinin ciddi evrede olduğunu belirtti.

 Her 6- 7 erişkinden birinin kronik böbrek hastası olduğuna da dikkat çeken Prof. Dr. Ateş, her 20 erişkinden 1 inde kritik düzeyde böbrek yetmezliği olduğunu söyledi.

 Ayrıca kronik böbrek hastalığının sinsi seyreden ve farkındalığı düşük olan bir hastalık olması sebebiyle hem bu yöndeki hastalığın gelişimini önlemeye yönelik çabaların, hem de özellikle risk grubu üzerinde yer alan kişilerin erken tanısının sağlanması amacıyla tüm dünyada çalışmaların ve etkinliklerin yapıldığı belirtildi.

Hazır gıdalarda kullanılan tuz oranları


Tuza dikkat haftasının farkındalığı arttırmak için önemli bir süreç olduğunu ifade eden, Türk Nefroloji Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Bülent Altun, “Dünyada tuza dikkat kampanyası 2008’den beri yapılıyor. Her yıl değişik temalarla yürütülüyor. Bu sene ki temada otoriteyi zorlayarak hazır gıdalardaki tuzun azaltılması ve bunun uygun şekilde etiketlendirilmesine yöneldik. Dolayısıyla tuz açısından Türkiye zaten parlak bir ülke değil.”dedi.

Türkiye’ de tuz tüketiminin yüksek oranlarda olduğuna da dikkat çeken Prof. Dr. Altun, Dünya Sağlık Örgütünün önerdiği 5 gramın, Türkiye’de neredeyse 3 katına kadar çıktığını ifade etti.

 Altun, Türkiye’deki tuz kullanımı noktasında yaşanan değişimle ilgili ise şunları söyledi: “Alt yapısına baktığımızda da Türkiye’deki diyette, ekmek ve yemeğe eklenen tuz önemli bir kaynak. Hazır gıdalar henüz bir gelişmiş ülke kadar risk taşımıyor ama ülkemizde de bu yılki kampanyanın ve bu haftanın mesajına istinaden Sağlık bakanlığının bu bağlamda çalışmaları başlamış durumda. Yani gelecek yıllarda bir iki yıl içerisinde bir markete gittiğinizde alınan ürünün üzerinde ne kadar tuz olduğunu, tüketmeniz gereken tuzun ne kadar olması gerektiğine dair ve tuz miktarı öngörülenin çok üstünde ise kırmızı bir bandrol ile uyarıcı mesajlar veren etiketlendirme yapılacak. Bu bağlamda Türkiye’de tuz kaynağı açısından baktığımızda yemeğe eklenen tuzun azaltılması direk eğitimle ilgili, bu bağlamda annelerimizin eğitilmesi gerekiyor. Birincisi tencereye atılan tuz, ikincisi ise ekmekteki tuz azaltılsın. O da temmuz ayındaki Türkiye’deki ekmekteki tuz miktarı 100 gramda 0.25 azaltılarak tüm toplu tüketim ortalamasını 1 gram kadar ekmekten gelen tuzu azaltmak mümkün oldu. Yaklaşık yüzde 32’si ekmekten geliyor. Yüzde 50 civarında da yemekten aldığımız tuz, bunun da büyük bir kısmı yemeğe eklenen tuz, sofrada eklediğimiz ise yüzde 10-15 i geçmiyor.”

“Tuzun azaltılması davranış yapısını değiştirmekle alakalı”


Sağlık Bakanlığı’nın tuza karşı ciddi anlamda bir eylem planı geliştirdiğini ifade eden Prof. Dr.Altun, “Sağlık Bakanlığı yaklaşık dört yıldır aşama aşama yol alıyor. Tabiî ki çok yönlü bir kampanya ve bir çok olgu var. Dolayısıyla bir girişimde bulunmak sonuçlarını görebilmek için tabiî ki 10-20 yıl beklemek gerekiyor. Çünkü tuzun azaltılması sonuçta eğitimin yanında davranış yapısını değiştirmekle ilgili, o yüzden tuz konusunda gerçekten hassasiyet ortaya çıkmış durumda. Çünkü; yaşam tarzı değişikliği dediğimiz oluşum, organlar için tehdit unsuru olan hareketsiz yaşam, diyet, sigara kullanımı içinde tuz önemli bir faktör ve değiştirilebilir faktör. Burada bildiğimiz sadece tuz tansiyonu yükseltir sorun yaratırın ötesinde bazı sağlık sorunları var. Tuz böbreği bozuyor, tuz kalbi bozuyor. Tuzun kanserle ve kemik erimesiyle ilişkisi var.” şeklinde konuştu.

7
kişiden
biri
kronik
böbrek
hastası
Bu habere ilk yorumu siz yapabilirsiniz...
Yorum Yaz
0/300

Bu haberler de ilginizi çekebilir